Ne Ara Büyüdük?


Bu sıralar en çok duyduğum kelimelerden biri; ‘yorgunum, çookkk yorgunum! ’Neden yorgun olduğumuzu saatlerce konuşabiliriz. Bahardan, hormonlardan, kansızlıktan diye uzayan bir liste var ancak farkındalığımızı bu duruma çareler üretmek üzerine mi yoğunlaştırsak bu sefer?

Küçük çocukları gözlemlediniz mi hiç bilmiyorum ya da çocukluğuna dönebilen varsa hatırlayacaktır; çocukken koşar koşar dururdunuz, bir orada bir burada durmak nedir bilmeden. Okula gider derse girer, eve gelir çantayı atar sokağa zıplar, akşam yine evde ayrı eğlenceler, oyunlar peşinde koşarken anneniz gelip sizi zorla yatırmaya kalkana kadar bitmezdi o gün. Büyüyünce ne değişti de iki adım atınca yorulan bedenlere dönüştünüz peki, ya da akşama kadar bilgisayar başında fiziksel olarak sadece oturuyor olmaktan bile yorulur hale geldiniz?

Daha da ötesi dokuz, on saat uyuduğunuzda bile uyanınca üstünüzden tır geçmiş gibi hissetmenizin, kolu bacağı kaldıracak gücünüz kalmamasının sebebi ne olabilir?

Ne değişti çocukluk günlerinden bugüne?

Yorgunluğun sayfalarca anlatılacak bilimsel ve tıbbi açıklamaları var. Yıllarca kendi kronik yorgunluğum üzerine araştırmalar egzersizler yaptığım için merak edenlere kaynaklar önerebilirim. Mantığınızı ikna edecek hatta kesin ben hastayım hemen doktora gitmem lazım dedirtecek bilgiler bulabilirsiniz. Bunlara ihtiyacınız olduğuna emin misiniz? Bir duyguyu içerden dönüştürmedikçe dışardan aldığımız desteğin, ilaçların hiçbir önemi yok. Yani mutsuzluk, stres, kronik depresyon, sürekli beyin fonksiyonları kullanmak gibi sebeplerden kaynaklanan yorgunluğunuz ne kadar kansızlık yaşadığınızla, ne kadar kafein aldığınızla ya da ne kadar besin intoleransınız olduğuyla pek ilgilenmiyor. Bilim ve tıp dünyası insanların içine attıkları konusunda çaresiz

Hayatınızdaki yeniliklere hoş geldin diyebiliyor musunuz?

Yeniliklerin içinde bir su gibi akışkan olabiliyor musunuz?

Her ne yapıyorsanız o anın neşesini tüm hücrelerinizde yaşayabiliyor musunuz?

Durup dururken, komik bir karikatür okumadan, aşırı zeka içeren espiriler olmadan, sırf eğlencesine gülebiliyor musunuz? (Deli derler adama değil mi?)

Yaptığınız her neyse o yaptığınız şeyi büyük bir heyecanla yapabiliyor musunuz sanki o an hayatınızın en önemli işini yapıyormuşcasına?

Sabah günaydın demeyen iş arkadaşınızı ve akşam sevgiliyle buluşma planının içeriğini düşünmeden, sadece ve sadece şu an içtiğiniz kahvenin tadına kokusuna ait olabiliyor musunuz?

Bazen sadece durup, sadece durmanın tadını çıkarabiliyor musunuz?

Hayatı yaşamak aslında çok kolay diyebiliyor musunuz? Yoksa faturalar, dedikodular, raporlar üstünüze üstünüze mi geliyor?

Hala uzaklara dalan gözleriniz geçen verdiğiniz borcu ne zaman geri alacağınızı düşünüyorsa tabii ki yorulacaksınız. Bu kadar çok düşünce yatağa bağlı yaşayan adamı bile yorar. Taş taşımanıza, günde beş toplantı yapmanıza, evdeki her işe koşturmuş olmanıza gerek yok, bu kadar gereksiz düşünce sizi yormakla kalmaz, hayatınızdaki akışı bozar, çok da güzel yaşlandırır, hasta da eder. Şimdi farkettiniz mi neden sürekli söyleyip duruyorsunuz ‘Büyüyünce çok değişti herşey, çocukluğuma dönebilsem keşke! ‘ diye.

Kaybettiğimizin yıllar olduğunu düşünmek işimize geliyor ama gerçek şu ki kaybettiğimiz yegane şey içimizdeki çocuk. O güzeller güzeli, sevimli, komik, esnek, neşe küpü, huzur dolu çocuğa ulaşamadığımızda gerçekten yoruluyoruz.

Turgut Uyar’ın dediği gibi ’Düşünüyorum da biz büyüyerek çocukluk etmişiz’.


Son Yazılar
Arşiv
Etiketler
Henüz etiket yok.
Sosyal Medya
  • Google+ Temiz Gri
  • LinkedIn temiz gri
  • Pinterest Temiz Gri
  • Instagram Temiz Gri
  • Twitter Temiz Gri
  • Facebook Temiz Gri
  • Google+ Temiz Gri
  • LinkedIn temiz gri
  • Pinterest Temiz Gri
  • Instagram Temiz Gri
  • Twitter Temiz Gri
  • Facebook Temiz Gri